Hem Gaziantep'e hem de kalem batırmak yerine balonu ısıran çocuğa selam olsun! :)
Dönemin sonu gelirken, artık aaa neyse üç hafta kaldı diye gidip geliyorum okula.
Zaten bana bir dokun bin ah işit. Ah şu sayılı günler geçseydi, Haziran gelseydi, tayinim çıksaydı.
Askerlikle öğretmenlik arasında gün saymak açısından sıkı bir ilişki var bence!
Bu arada daha tecrübeliyim gibi hissettim bu dönem. Çocuklarla bir çok rengarenk aktivite yaptık mesela, sınıf yönetiminde de çeşitli yollara başvurdum. Geçen yıl böyle şeylerin zerre aklıma gelmemiş olmasına, sınıfların duvarlarını boş bırakmış olmama hala şaşırıyorum. Mesleğe başlamanın şokuydu sanırım, ama yine de hepimiz İngilizce'yi seviyoruz :)
Asıl anlatmak istediğime dönecek olursak, senenin başında, geçen yılki sınıflarımla devam edeyim, ah ne güzel çocuklar büyüdü 3'e geçtiler dedim kendi kendime. Ama gel gör ki öyle bir dünya yokmuş. Bu dönem müfredatın da yoğunluğuyla beraber o kadar çok yordular ki, bir kaç sınıfı canavar olarak tanımlıyorum kafamda.
12 tane üçüncü sınıfımın yanında, 3 tane de ikinci sınıfım var. Haftanın 3 günü, üçlerle 6 saat dersin üstüne ikilerle de 2 saatim var. Sanırım mini minik ikilerin heyecanı olmasa günde 8 saate katlanamazdım. Düşünüyorum da, sanırım üçlerle ilişkimizde heyecan bitti, alışkanlık oldu, monotonlaştık :)
Bugün yağmur altında, soğukta bahçe nöbetinin üstüne, 2-B'ye girdiğimde ayakta uyuyordum. Ama "İngilizceee" çığlıklarını duyunca ve kartonları, balonları görünce kendime geldim. Renkleri tekrar etmek için iki aktivitemiz vardı, ilk aktiviteyle böyle bir tırtıl oluşturduk;

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder